Bize düşen görev yaşamın içindeki mutluluğu yakalamak. O zaman haklı olmanın peşini bırakıp mutlu olmaya bakalım. #dünyamutlulukgünü 😉😁😍❤️️🤗

Bize düşen görev yaşamın içindeki mutluluğu yakalamak. O zaman haklı olmanın peşini bırakıp mutlu olmaya bakalım. #dünyamutlulukgünü 😉😁😍❤️️🤗

Bugün Dünya Mutluluk Günü 🤗

Yaz gelmeden… Geliyor…

IMG_0034

“Kılçıksız 46’yım ama…”

Uzun vadede gerçekten mutlu mu, yoksa haklı mı olmak istiyorsun?

Yeni kitabım için çok az kaldı, artık geri sayım başladı…

“eğer değişime açıksan ve tabii ki söylediklerimi yapacak gücün, sonuçlarına da katlanacak cesaretin varsa!”

Nisan/2017

Alfa Yayınları

Çocuk Yüreğini Ödünç Almak

Geçenler de bir arkadaşım mail yoluyla bana göndermiş. O kadar çok hoşuma gitti ki defalarca okudum ve herkese anlattım yetmedi bir de buradan sizlerle paylaşmak istedim.

Ben daha fazla yorum yapmak istemiyorum. Önce bir Hikayeyi okuyun lütfen !!!

Sonra neden bunu çok sevdiğimi anlayacaksınız:)))

Yorumlarınızı bekliyorum;))

Anne, okulun dağılma saatinin geldiğini fark etti, o sırada yağmur da yağacak gibiydi. Sekiz yaşında…ki kızını almak için arabasını okula doğru sürdü. Okulun sokağına döndüğünde kendisini gören kızı kaldırımdan arabaya doğru koşmaya başladı. O sırada bir şimşek çaktı ve küçük kız durup yüzünü gökyüzüne çevirdi, gülümsedi, sonra annesinin arabasına koşmaya devam etti. Başka bir şimşek çaktı ve küçük kız yine durdu, gökyüzüne doğru baktı, gülümsedi ve koşmaya devam etti. Böylece, aynı hareketleri birkaç defa yaptıktan sonra, nihayet annesinin arabasını park ettiği yere ulaştı.

Kızının tuhaf davranışlarından bir şey anlamayan anne sordu:

— Kızım, niçin sürekli olarak durdun ve gökyüzüne bakıp gülümsedin?

— Öyle yapmam gerekiyordu anneciğim, çünkü melekler fotoğrafımı çekiyorlardı.

Çoğumuzun sesinden ürktüğü, yağmurun habercisi olduğu için pek de hazzetmediği şimşek, küçük bir kızın yüreğinde meleklerin fotoğraf makinesinin patlayan flaşları olarak karşılık bulabiliyor demek ki. Böylece, korkarak değil gülümseyerek bakılabiliyor bir şimşeğe. Aynı yürekte, bir çiçeğin dikenleri onu daha itinalı tutmak için minik işaretler değerinde belki de! Ya da bir fırtına, aslında rüzgârın sesini herkese duyurmak üzere söylediği içli bir şarkı…

Bazen dünyayı minik bir çocuğun kalbiyle dinlemek, görmek gerek. İncelenmeyi bekleyen raporlar, hazırlanması gereken projeler, biriken ödevler ya da ütülenecek gömlekler… Bir yetişkin gözüyle, hayatın gücünü tüketen, zamanı öldüren tüm bu işler; bir küçüğün gözüyle neler ifade ediyor acaba? Belki de çocukların dilinde her şeyin daha aydınlık, daha saf ve daha hilesiz ikinci bir ismi var. Bu isimleri hatırlamak için yeniden çocuk olamayız belki ama bir çocuk yüreğini bir süreliğine ödünç almak, dünyaya onunla bakmak çok da zor olmasa gerek…

Kalın sağlıcakla…

Nilgün Çolak

Çocuk büyütürken mutlaka okunması gereken bir yazı…

Sevgili Doğan Cücenoğlu’nun gerçek yaşanmış bir anısı. Okurken hem beğeneceksiniz hem de belki bu sırada çocuklarınızı yetiştirirken örnek alabileceğiniz inanılmaz bir fikir veren yöntemi öğrenmiş olacaksınız. Ben çok beğendim ve sizlerle paylaşmak istedim. Mutlaka okumanızı ve çocuğu olan herkese okutmanızı tavsiye ederim.

******

Akatlar’da yürüyordum; kadın beni tanıdı ve selamlaştıktan sonra, sorusunu sordu: “Oğlum dersleri tamamen bıraktı; ne söylesem hiç fayda etmiyor. Ya arkadaşlarıyla buluşuyor, ya telefonda mesajlaşıyor ya da bilgisayarın başında oyun oynuyor. Ne yapacağımı şaşırdım, Hocam ne yapalım?”

“Sohbet ediyor musunuz?”

“Valla, konuşuyorum, ama hiçbir faydası yok.”

“Kaç yaşında?”

“On yedi yaşında.”

“Mesela ne diyorsunuz?”

“Sınavların yaklaştığını söylüyorum; derslerine çalışması gerektiğini söylüyorum; böyle giderse sınıfta kalacağını, arkadaşlarından geri kalacağını, ilerde çok pişman olacağını, ama o zamanda duyulan pişmanlığın işe yaramayacağını anlatıyorum.”

“Siz konuşup, nasihat ediyorsunuz.”

“Evet.”

“Ama, onunla sohbet etmiyorsunuz.”

“Valla bilmem; biz bildiğimiz kadarıyla elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz, konuşuyoruz, anlatıyoruz.”

“Doğru, bildiğiniz kadarıyla elinizden gelenin en iyisini yapıyorsunuz. Ama konuşmak, nasihat etmek, sohbet etmek değildir. Siz sohbet etmesini bilmiyorsunuz.”

Kadın haklı olarak “neden bahsediyorsunuz,” diyen bir yüz ifadesiyle bana baktı.

İçim burkuldu. Anne acı çekiyordu ve çocuğuna yardım etmek istiyordu, ama kendini çaresiz hissediyordu.

***

Öğrencileri ve anababaları birlikte çağırdım. Danışmalığını yaptığım okulun küçük tiyatro salonunda buluştuk, öğrencilerle birlikte anababalar da oturdu.

Ufacık sahneye çıktım, bir sandalye attım oturdum, yanı başıma bir boş sandalye koydum.

“Buradaki öğrencilerden kim benimle sohbet etmek istiyor?” diye sordum. Kalkan ellerden birini gelişigüzel seçtim. Selim adıyla anacağım bir öğrenci yanımdaki sandalyeye geldi oturdu.

“Adın ne?”

“Selim.”

“Kaç yaşındasın?”

“On iki.”

“Bugün ayın kaçı?”

“24 Aralık 2008.” (Gerçek tarihtir; bu uygulamayı o gün yaptım.)

“Selim, gözünü kapa, beni iyi dinle. Gözünü açtığın zaman aradan yirmi yıl geçmiş olacak. 24 Aralık 2028 tarihinde gözünü açmış olacaksın. Tamam mı?”

Anladığını belirtmek için başını salladı.

“Lütfen gözünü aç.”

Selim, gözünü açtı.

“Bugünün tarihini söyler misin?”

“24 Aralık 2028.”

“Kaç yaşındasın?”

“Otuz iki.”

“Ne iş yapıyorsun?”

“İç mimarlık.”

Göz ucuyla anneye babaya bakıyorum; yüzlerinde hayret belirten hafif bir tebessümü var. Belli ki, onlar da Selim’in söylediklerini benimle birlikte ilk defa duyuyorlar.

“Nerede çalışıyorsun?”

“New York, Manhattan’da.”

Anne, babanın yüzünde saklayamadıkları büyük bir şaşkınlık ifadesi.

“Evli misin?”

“Hayır.”

“Arkadaşlarından evlenenler oldu mu?”

“Kızların hepsi evlendi.”

Gülüşmeler..

“Çalıştığın yere beni götürür müsün?”

“Ofisim, Manhattan’da 86 katlı bir binanın 42. Katında.”

Gülüşmeler devam ederken hayalen o binaya yürüdük, asansöre bindik, 42. Katta indik.

“Burası ‘home office,’” dedi.

İçeri girdikten sonra açıkladı:

“Dubleks daire: aşağıda salon ve mutfak var. Yukarda yatak odası ve ofis odam.”

“Selim, salonda neler var?”

“Salonda masa var, koltuklar var, sandalyeler var; komodin var, sehpalar var.”

“Duvarlarda ne var?”

“Resimler var, fotoğraflar. Ailemin fotoğrafı da var.”

“Ailenin fotoğrafına bakınca neler görüyorsun? Beraber bakabilir miyiz?”

“Annem ar, babam var. Ailece çektirdiğimiz bir fotoğraf. Abim var, ablam var, ben varım.”

“En küçük sen misin?”

“Evet.”

“Selim, bu fotğrafa baktığında, içinde ‘keşke!” duygusu beliriyor mu? İçindeki herhangi bir ‘keşke’nin sesini duyuyor musun?”

Hiç beklemeden “Evet,” dedi.

“Haydi, anlat bize,” dedim.

“Ben, babamla birlikte futbol maçına gitmeyi çok istedim. Bir de hafta sonları onunla top oynamak, kırlara gitmek istedim. Güreşmek istedim. Ama babam çok yoğundu; çalışmak zorundaydı, olmadı, zaman bulamadı. Ne yapalım, böyle oldu.”

Baba’ya baktım; gözlerinin yaşını tutmaya çalışıyor, ağlamamak için dudaklarını ısırıyordu.

Selim’e teşekkür ettim. Ve sordum:

“Selim, bu konuşmamızda, sana büyüklük tasladığımı, sana nasihat etmeye çalıştığımı hissettin mi?”

“Hayır!”

“Olanla ilgili olarak mı konuştuk, olması gereken üzerine mi?”

“Olanla ilgili olarak konuştuk.”

“Selim, seninle yeniden böyle sohbet etmek istesem, benimle konuşmak ister misin? Konuşmamızdan zevk aldın mı?”

“Yeniden konuşmak isterim; sohbetimizden zevk aldım.”

***

Sohbet özel türden bir konuşma, kendine özgü özellikleri olan bir söyleşidir.

Sohbet içinde olan iki insan o an için güç, onur ve değer yönünden eşittir ve olanı paylaşırlar; olması gereken üzerinde konuşmazlar.

Korku kültürünün olduğu yerde sohbete izin verilmez.

Türkiye’nin aydınlık geleceğinde anababaların çocuklarıyla sohbet içinde olmasını diliyorum.

Doğan Cüceloğlu (26.06.2011)

Bu yazıyı paylaşarak belkide farkında olmadan bir dostunuzun evliliğini kurtarabilirsiniz!!!!

Roomseven_0549 final (1)

Sizlere bazen kendi yazdıklarımı bazen de gördüğüm, beğendiğim hatta etkilendiğim şeyleri yazacağımı yada resimlerini paylaşacağımı söylemiştim. Evet aşağıdaki bu yazıyı bana bir arkadaşım göndermiş, okuduğumda çok etkilendim. Harika bir yazı mutlaka sizde okumalısınız. Tavsiye ederim. Böyle birşey yaşıyor olmanız gerekmez ancak bunu okuyup bir sevdiğinizle paylaşırsanız farkında olmadan belki de bir evlilik kurtarmış olursunuz kim bilir? 

Unutmayın!!! Çoğu Hayatların yıkılmasının sebebi, İnsanları hedefe ulaşmaya az kala pes etmesindendir.

LÜTFEN BİR KAÇ DAKİKANIZI AYIRIP SONUNA KADAR OKUYUN!!!!

Bu akşam eve geldiğimde Eşim Akşam yemeğini servis ediyordu. Elini tuttum ve ona söyleyeceğim şeyler olduğunu söyledim. Masaya oturdu ve sessizce yemeği yemeye başladı. Ve yine Gözlerinde o korkuyu gördüm.

Bir an da kasıldım ağzımı açamıyordum ama düşüncelerimi söylemem lazımdı. Ben boşanmak istiyorum. Sinirlenmedi Sözlerime karşılık vermedi, sadece sebebini sordu.

Okumaya devam et

Hayat Bir Öğretmen Ve Ben Daimi Öğrencisiyim. Ya Siz!….

Sevgili ÜSTÜN DÖKMEN’i ben her zaman çok beğeniyle izlerim. Kitaplarıni zevkle okurum ve söylediklerinin kesinlikle uygulanması gerektiğini düşünürüm ama tabii ki hayatla kitap bir değil. Her zaman her okuduğunuzu uygulamak mümkün olamıyor. Hayat öyle enteresan ki bazen bildiklerinizi unutturuyor hatta öyle şeyler yaşatıyor ki; Nasıl ya??? ben bunu nasıl yaptım bile dedirtiyor…

Ancak ben birşey öğrendim. Yaşanan hiçbir şeye neden? dememek gerekiyormuş.  Çünkü yaşanan her ders siz ner kadar bilirseniz bilin hayata geçiremediğiniz bir yanlışın dersini veriyor. Size yeni bir şeyler öğretiyor. Kısacası yaşanan herşey yeni bir tecrübe kazandırıyor. Siz ne kadar bilirseniz bilin hayat sonsuz ve size yeni birşeyler öğreterek gücünü size gösteriyor.

O yüzden eminim sizde aşağıda Üstün dökmen’in sözlerini okuduğunuzda aaaa ben bunu biliyorum yada biliyorum ama uygulayamıyorum dediğiniz şeyler çıkacak. Ama burada emin olun biliyorsanız ve uygulamıyorsanız siz onu uygulayana kadar hayat sizin önünüze bunu tekrar tekrar getirecek. Benden söylemesi…

Ya hayata meydan okuyup tekrar tekrar aynı şeyi yaşayacaksınız. Ya da şapkanızı çıkarıp hayatın size öğretmeye çalıştığını kabul edip dersinize iyi çalışacaksınız. Unutmayın bizler hayatın daimi öğrencisiyiz. İyi bir öğrenci olmak da sadece sizin dersinizi iyi anlamanızla gerçekleşir.

Neyse sözü fazla uzatmadan hadi gelin aşagıdaki cümleleri okuyun. Ve bakalım sizler hangi dersi iyi anlamamışsınız görelim…

Kalın sağlıcakla…

*************

-Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanabilecek hiçbir koz verme.

-İnsanlara doğru değer ver, hak etmeyenleri sil.
-Kimseye yalvarma.
-Asla dönüp arkana bakma.
-Sır tutmasını bil.

-Dostlarının yeri ayrı, sevgilinin yeri ayrı. Sevgilin için do
stlarını, dostların için sevgilini satma.-Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut.
-Bir ilişkiyi kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla gözyaşı için asla yumuşama.
-Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et.
-Seni dinleyip anlamaya niyetli olmayanlarla tartışma.
-Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme.
-Eğer verdiğin o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır şansı verme.-Kendini öven insanlardan kaç.
-Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma.
-Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma.
-Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorsa onların öğütleri gözardı etme.
-Göz göre göre su birikintilerine taş atma, mutlaka üzerine sıçrar.
-Gözyaşlarının değerini bil. Onları hak etmeyenler için harcama.-Senin zekana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma.
-Kendini sev.
-Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma.
-Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakarlık yapma.
-İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil.
-Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme.
-İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma.
-Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme.ÜSTÜN DÖKMEN

5 dakikanız var mı?

Buyrun size benden Sabahları için iki öneri….

1. Sabah ezanını dinleyin ve Onunla uyanın kalkın o huzuru hissedin.

2. Güne güzel rahatlatıcı şeylerle başlayın. Aşağıda sizler için bulduğum örnek videoyu gözleriniz kapalı dinleyin.

Bakalım güne nasıl başlayacak sınız?…