Farkında mısın…?

İlkokul başladığımız ilk gün sınıfa adım attığımızda, elini tuttuğum annelerimizden ayrılıp yalnız başımıza kaldığımızda başbaşa kaldığım ilk arkadaşım Nalan  Facebook’ta paylaşmış aşağıdaki bu cümleleri. Kendi mi yazdı yoksa bir yerden mi aldı bilmiyorum ama bir bildiğim şey var ki çok doğru kelimeler. Tek kelime ile bayıldım…

“Evet çok doğru yaş gidiyor, hayat bitiyor ve farkında mıyız acaba????”

Canım arkadaşım çok teşekkür ederim. İzninle paylaştım arkadaşım:)))

” FARKINDA MISIN..? Hayat dediğin geçip gidiyor; Yaş 
dediğin durmuyor,diş dediğin emanet,saç dediğin karlar yağdı. Baş özlüyor bir omuzu…Hayat dediğin bitiyor,beklemiyor herşey tam olsun. Duraklamaları oynatmıyor,Bittimi Bitiyor..Ve bir akşam üstü yorulabiliyor insan,vazgeçiyor ummaktan..Hayatın provası yok dibine kadar sevgiyleee yaşamalı yaşadıkça daha çok sevmeli ♥…Bilmemmmm FARKINDA MISIN.?? :)))”

Reklamlar

Çok şanslıyım:)))))

Gerçekten ben Allahın sevdiği bir kulu olduğumu düşünüyorum. Çünkü Can Dündar’ın bu şiirini okuduktan sonra “Ne mutlu bana ki böyle dostlarım var Allahıma bin şükür” diyebildim. Ancak sözler öyle doğru ve içten di ki; sizlerle tekrar paylaşmak istedim.

Allah herkese benim can dostlarım gibi dostlar versin…

*************************

Hani, diyorum da, insanın gercekten mükemmel bir dostu olsa…
“Ona”, söyle, içine sindire-sindire, kocaman bir sarılsa…
Yüreklilikle söylediğiniz… ” Canım benim!

.. dediğiniz…
Telefonda bile saatlerce konuştuğunuz, sıcacık biri…
Cesur, sempatik, azimli, kararlı…
Arayan, soran, ”Seni özlüyorum” diyen biri.
Böyle bir canlı ile her şeyi konuşabilir, paylaşabilirsiniz.
Yanıltmaz!Anlayışla karşılar her şeyi…
Hataları, günahları-sevapları, her bir şeyi konuşabilirsiniz onunla…
Bir arayış içinde olmanıza gerek yoktur.
O kendiliğinden çıka gelir zaten.
Bir gün bakarsınız, kapınızda…
Bir da bakmışsınız sımsıcak sohbetler, derin konular, sırlar, paylaşımlar… Kimseye söyleyemediğinizi, en yakınınıza anlatamadığınızı, geçmişteki İzleri, geleceğe dairlerinizi, sadece ona anlatır olursunuz.

Kadın, erkek farketmez.
Bir dost bulun! Ama gerçek olsun.
Aradığınızda işinizi değil, sizi soran…
Kötü gününüzde ev sahibi, iyi gününüzde kıracınız olsun.
Anlatsın, konuşsun, açık-seçik, korkmadan yaşasın. Güvensin!
Cinsiyeti olmasın! Bir kartal kadar haşin, bir maymun kadar şaklaban, bir ceylan kadar narin olsun.
Doğrulari söylesin. Gözleriyle ve kalpten konuşsun.

Yaşasın!
Doya doya yaşasın, doya doya yaşatsın.
Beyninden değil, yüreğinden versin.
”Olsun varsın! paylaşırım.” desin.
Bir dostunuz olsun.
Sizi ve benliğinizdekileri paylaşsın…
Dost olsun!
Ama…
Gerçek bir dost..

*Can Dündar

 

Haydi gözlerinizi kapayın ve dinleyin…

Gheorghe Zamfir’in Einsamer Hirte adlı parçası benim yıllardır çok severek dinlediğim bir müzik. Bu müziği lütfen sakin bir şekilde gözlerinizi kapatarak dinleyin. Sizi ne kadar dinlendirdiğini ve bulunduğunuz yerden başka bir dünyaya getirdiğini göreceksiniz. Unutmayın yoğun iş temposu içinde bedeninizin ve beyninizin de arada sırada dinlenmeye ihtiyacı var. Günde 5 dakika zamanınızı kendinize ayırarak bu müzikle benden size kendinizi şımartmanız için minik bir hediye. Buyrun dinleyin ve ne kadar güzel olduğunu yaşayarak görün:))

Aslında herşey bize bir ders veriyor. Yeter ki öğrenmek isteyin…

Bakın bu da bir hayat felsefesi. Kedilerden bile öğrenebileceğimiz şeyler olduğunu gösteren bir yazı. Ben gördüğümde çok beğendim ve hemen sizlerle paylaşmak istedim. O zaman ne yapıyoruz? Bunu hemen okuyoruz ve yapabileceklerimizi kulağımıza küpe ediyoruz,  isterseniz sizler de paylaşıyor sunuz. Çünkü Ne demiştik…

HAYAT PAYLAŞINCA GÜZEL…:)))

Bilgiyi paylaşmak da önemli!!!!!  İsteyen istediği kadarını alır benden paylaşması….


Bakın “Erma Bombeck” kanser nedeniyle ölmeden önce ne demiş…

Kanser Nedeniyle Ölen Erma Bombeck Ölmeden Önce Yazmış.

“Hayatımı yeniden yaşayabilseydim eğer;
Hastayken yatağa girer dinlenirdim. Ben olmadığım zaman her şey kötüye gidecek diye düşünmezdim..
Gül şeklindeki pembe mumu saklamaz yakardım..

… Daha az konuşur, ama daha çok dinlerdim..
Yerler kirlense, masa örtüm lekelense bile daha çok arkadaşımı akşam yemeğine davet ederdim..

Oturma odasında TV seyrederken, patlamış mısır yer. Yerler leke olacak diye korkmazdım.. Bana gençliğini anlatmaya çalışan dedeme daha çok vakit ayırırdım.. Kocamın sorumluluklarını daha çok paylaşırdım..

Saçım bozulmasın diye, arabanın camının açılmasını önlemezdim..
Eteğimin lekelenmesine aldırmadan çimlere otururdum..
TV seyrederken daha az, hayata bakarken daha çok ağlar ve gülerdim.. Ömür boyu garantilidir denilen hiçbir şeyi satın almazdım..

Hamileliğimin bir an önce sona erip, doğum yapmayı dilemek yerine, hamile olduğum her anın tadını çıkarır ve içimde bir canlı yaratmanın ne kadar harika olduğunu fark ederdim.. Bu o kadar nadir bir olay ki.. Mucize gibi bir şey..

Çocuklarım beni öpmek istediklerinde, asla “Önce git ellerini yüzünü yıka” demezdim.. Onlara daha çok “seni seviyorum”, ondan da daha çok “özür dilerim” derdim..
Ama başka bir hayat verilseydi en çok yapacağım şey; her dakikasını değerlendirmek olurdu..

Dikkatle bak.. Gerçekten gör.. Yaşa.. Vazgeçme..
Küçük şeyler için şikayet etmekten vazgeç..
Bana benzemeyenler, benden daha çok şeye sahip olanlar ve kimin ne yaptığı beni ilgilendirmezdi..
Bunun yerine, ilişkilerimi güçlendirmeye çalışırdım..
Sahip olduğunuz ruhsal, fiziksel ve duygusal her şey için
şükredin..
Tek bir hayatınız var ve bir gün sona eriyor.. Umarım her gününüzü değerlendirirsiniz..”

================================================================

Evet bende bu hastalığı geçirdim ve şuan sağlıklı yaşayan şanslı biriyim. Herkes benim gibi şanslı olamayabilir. Ben de bu yüzden “Erma Bombeck” ile  aynı düşünceleri paylaşıyorum ve bu yazıyı gördüğümde hemen Sizlerle de paylaşmak istedim. Veee nacizane eklemeler de bulunmak istiyorum.

“Hayat bir tane ve ve o sadece size ait. O’nu hiç bir şey için üzmeyin. Sevin, Sevginizi ve sahip olduğunuz şeyleri paylaşmaktan asla korkmayın. Sevdiklerinizi yanınızdan ayırmayın. Her gününüzü değil her saniyenizi değerlendirin. Hayatın tüm güzelliklerini doya doya kaliteli ve sindire sindire yaşayın. Sahip olmak için kendinizi helak etmeyin hiçbir şeyin sahibinin siz olmadığını bili ve bunun farkına varın, hırslarınızın kurbanı olmayın, sahip olduğunuz küçük şeylerin kıymetini bilerek yaşayın. Kendi kendinize kimsenin yardımı olmadan nefes alabiliyor olmanız bile size verilen en büyük armağan bunu asla unutmayın. Bu bile mutlu olmanız için çok büyük bir sebep. Hayatı ve hayatınızdaki herşeyi sevin. Ama en önce kendinizi sevin :)))”

Nilgün Çolak

Şans musluğunuzu beklemeyin siz açın…

ŞANS MUSLUĞU

BİR APTALIN HİKAYESİ
Adamın biri durumundan çok şikayetçiymiş, ‘Çalışıyorum didiniyorum ancak yaşıyorum. Tek başımayım, kimsem yok’ diye mutsuz mutsuz geziniyormuş. Sonunda bir karar vermiş, gezip dolaşacak bir melek bulacak, durumunu ona anlatıp bu haksızlığı düzeltmesini isteyecekmiş… Ve yola koyulmuş. Dağda ilerlerken bir kurda rastlamış. Kurt bir deri bir kemik, ayakta zor duruyor, adamın yanına yaklaşmış, nereye gittiğini sormuş. Adam derdini anlatmış, ‘Bir melek bulacağım, bana yapılan haksızlığı düzeltmesini isteyeceğim…’ Kurt da ona ‘Bana bir iyilik yapar mısın’ demiş, ‘Ben de gece gündüz dolaşıyorum, bir yudum yemek zor buluyorum. O meleğe beni de anlat, böyle açlıktan ölen bir kurt olur mu, diye sor…’ Adam yoluna devam etmiş, bir süre sonra güzel bir kıza rastlamış. Kız da nereye gittiğini sormuş, ‘melek hikayesini’ öğrenince adamın ellerine sarılmış:
‘Ne olur o meleğe beni de anlat. Gencim, güzelim, zenginim, her şeyim var ama çok mutsuzum. Mutluluğa ulaşmak için ne yapmam gerektiğini sor o meleğe…’ Adam melekle kız için de konuşacağına söz vermiş ve yoluna devam etmiş. Bir süre sonra dinlenmek için bir ağacın altına uzanmış. Bütün çevresi yemyeşil olan bu ağacın neredeyse hiç yaprağı yokmuş ve tabii ağaç bu duruma çok üzülüyormuş. O da derdini adama anlatmış:
‘Eğer o meleği bulursan benden de söz eder misin? Bu kaderimden hiçbir şey anlamıyorum. Görüyorsun, bereketli bir toprak üzerindeyim, her taraf yemyeşil, bütün ağaçların yaprakları var, meyveleri var. Benimse hiçbir şeyim yok. Benim de diğerleri gibi yeşillenmem için ne yapmam gerekiyor. Ne olur o melekten bunu öğren…’ Adam ona da ‘peki’ demiş, yoluna devam etmiş. Nihayet bir gün, tam melek bulmaktan umudu kesilmiş vazgeçmek üzereyken karşısına bir melek çıkmış. Adam kendinden başlamış:
‘Gece gündüz demeden çalışıyorum, dünyanın hiçbir nimetinden faydalanmıyorum, acınacak bir hayatım var. Benden daha az çalışan daha keyifli yaşayan bir sürü insan var. Nerede adalet? Nerede eşitlik?’
‘Tamam tamam’ demiş melek, ‘Sana mutlu ve zengin olman için bir şans veriyorum. Şimdi aynı yoldan evine dön.’ Adam rahatlamış ve ağacın, kızın, kurdun dertlerini de meleğe anlatmış. Melek onlar için de konuşmuş, adam dönüş yolunu tutmuş. Uzun bir yürüyüşten sonra ağacın yanına gelmiş ve meleğin sözlerini aktarmış:
‘Senin köklerinin tam yanına bir sandık altın gömülüymüş. Sen bu yüzden beslenemiyorsun, dolayısıyla yaprağın, meyven olmuyor. Bu altın sandığı çıkarılınca sen de diğer ağaçlar gibi yeşilleneceksin.’ ‘Harika!’ diye bağırmış ağaç, ‘Çabuk kaz ve sandığı çıkar.’ Adam ‘Olmaz’ demiş, ‘Melek bana kendi şansımı verdi. Evime dönmeliyim.’ Adam yine yola düşmüş. Genç kız zaten yolunu bekliyormuş ‘Ne dedi, ne dedi’ diye koşmuş. ‘Acılarını ve sevinçlerini paylaşacak biriyle evlenirse bütün dertleri hallolacak, sen de mutlu olacaksın’ demiş adam. Kız ‘Hadi o zaman’ demiş, ‘Evlenelim seninle ve mutlu olmaya çalışalım.’ Adam yine ‘Olmaz’ diye cevap vermiş, ‘Zamanım yok. Meleğin bana verdiği şansı bulmak için hemen evime dönmeliyim. Sen kendine başka bir koca bul.’
Biraz sonra da sıska kurt çıkmış karşısına. Adam ona da olan biteni anlatmış, kendini şansını bulmak için acelesi olduğunu söylemiş. ‘Peki ya ben’ demiş kurt, ‘Benim için ne dediğini söyle ve git.’ ‘Senin için söylediğini ben anlamadım’ demiş adam, ‘Melek dedi ki, o kurt yiyecek bir aptal bulamazsa aç dolaşmaya mahkumdur.’ Kurt ‘Ben çok iyi anladım’ demiş ve aptalı yemiş.