Yaz gelmeden… Geliyor…

IMG_0034

“Kılçıksız 46’yım ama…”

Uzun vadede gerçekten mutlu mu, yoksa haklı mı olmak istiyorsun?

Yeni kitabım için çok az kaldı, artık geri sayım başladı…

“eğer değişime açıksan ve tabii ki söylediklerimi yapacak gücün, sonuçlarına da katlanacak cesaretin varsa!”

Nisan/2017

Alfa Yayınları

Çocuk büyütürken mutlaka okunması gereken bir yazı…

Sevgili Doğan Cücenoğlu’nun gerçek yaşanmış bir anısı. Okurken hem beğeneceksiniz hem de belki bu sırada çocuklarınızı yetiştirirken örnek alabileceğiniz inanılmaz bir fikir veren yöntemi öğrenmiş olacaksınız. Ben çok beğendim ve sizlerle paylaşmak istedim. Mutlaka okumanızı ve çocuğu olan herkese okutmanızı tavsiye ederim.

******

Akatlar’da yürüyordum; kadın beni tanıdı ve selamlaştıktan sonra, sorusunu sordu: “Oğlum dersleri tamamen bıraktı; ne söylesem hiç fayda etmiyor. Ya arkadaşlarıyla buluşuyor, ya telefonda mesajlaşıyor ya da bilgisayarın başında oyun oynuyor. Ne yapacağımı şaşırdım, Hocam ne yapalım?”

“Sohbet ediyor musunuz?”

“Valla, konuşuyorum, ama hiçbir faydası yok.”

“Kaç yaşında?”

“On yedi yaşında.”

“Mesela ne diyorsunuz?”

“Sınavların yaklaştığını söylüyorum; derslerine çalışması gerektiğini söylüyorum; böyle giderse sınıfta kalacağını, arkadaşlarından geri kalacağını, ilerde çok pişman olacağını, ama o zamanda duyulan pişmanlığın işe yaramayacağını anlatıyorum.”

“Siz konuşup, nasihat ediyorsunuz.”

“Evet.”

“Ama, onunla sohbet etmiyorsunuz.”

“Valla bilmem; biz bildiğimiz kadarıyla elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz, konuşuyoruz, anlatıyoruz.”

“Doğru, bildiğiniz kadarıyla elinizden gelenin en iyisini yapıyorsunuz. Ama konuşmak, nasihat etmek, sohbet etmek değildir. Siz sohbet etmesini bilmiyorsunuz.”

Kadın haklı olarak “neden bahsediyorsunuz,” diyen bir yüz ifadesiyle bana baktı.

İçim burkuldu. Anne acı çekiyordu ve çocuğuna yardım etmek istiyordu, ama kendini çaresiz hissediyordu.

***

Öğrencileri ve anababaları birlikte çağırdım. Danışmalığını yaptığım okulun küçük tiyatro salonunda buluştuk, öğrencilerle birlikte anababalar da oturdu.

Ufacık sahneye çıktım, bir sandalye attım oturdum, yanı başıma bir boş sandalye koydum.

“Buradaki öğrencilerden kim benimle sohbet etmek istiyor?” diye sordum. Kalkan ellerden birini gelişigüzel seçtim. Selim adıyla anacağım bir öğrenci yanımdaki sandalyeye geldi oturdu.

“Adın ne?”

“Selim.”

“Kaç yaşındasın?”

“On iki.”

“Bugün ayın kaçı?”

“24 Aralık 2008.” (Gerçek tarihtir; bu uygulamayı o gün yaptım.)

“Selim, gözünü kapa, beni iyi dinle. Gözünü açtığın zaman aradan yirmi yıl geçmiş olacak. 24 Aralık 2028 tarihinde gözünü açmış olacaksın. Tamam mı?”

Anladığını belirtmek için başını salladı.

“Lütfen gözünü aç.”

Selim, gözünü açtı.

“Bugünün tarihini söyler misin?”

“24 Aralık 2028.”

“Kaç yaşındasın?”

“Otuz iki.”

“Ne iş yapıyorsun?”

“İç mimarlık.”

Göz ucuyla anneye babaya bakıyorum; yüzlerinde hayret belirten hafif bir tebessümü var. Belli ki, onlar da Selim’in söylediklerini benimle birlikte ilk defa duyuyorlar.

“Nerede çalışıyorsun?”

“New York, Manhattan’da.”

Anne, babanın yüzünde saklayamadıkları büyük bir şaşkınlık ifadesi.

“Evli misin?”

“Hayır.”

“Arkadaşlarından evlenenler oldu mu?”

“Kızların hepsi evlendi.”

Gülüşmeler..

“Çalıştığın yere beni götürür müsün?”

“Ofisim, Manhattan’da 86 katlı bir binanın 42. Katında.”

Gülüşmeler devam ederken hayalen o binaya yürüdük, asansöre bindik, 42. Katta indik.

“Burası ‘home office,’” dedi.

İçeri girdikten sonra açıkladı:

“Dubleks daire: aşağıda salon ve mutfak var. Yukarda yatak odası ve ofis odam.”

“Selim, salonda neler var?”

“Salonda masa var, koltuklar var, sandalyeler var; komodin var, sehpalar var.”

“Duvarlarda ne var?”

“Resimler var, fotoğraflar. Ailemin fotoğrafı da var.”

“Ailenin fotoğrafına bakınca neler görüyorsun? Beraber bakabilir miyiz?”

“Annem ar, babam var. Ailece çektirdiğimiz bir fotoğraf. Abim var, ablam var, ben varım.”

“En küçük sen misin?”

“Evet.”

“Selim, bu fotğrafa baktığında, içinde ‘keşke!” duygusu beliriyor mu? İçindeki herhangi bir ‘keşke’nin sesini duyuyor musun?”

Hiç beklemeden “Evet,” dedi.

“Haydi, anlat bize,” dedim.

“Ben, babamla birlikte futbol maçına gitmeyi çok istedim. Bir de hafta sonları onunla top oynamak, kırlara gitmek istedim. Güreşmek istedim. Ama babam çok yoğundu; çalışmak zorundaydı, olmadı, zaman bulamadı. Ne yapalım, böyle oldu.”

Baba’ya baktım; gözlerinin yaşını tutmaya çalışıyor, ağlamamak için dudaklarını ısırıyordu.

Selim’e teşekkür ettim. Ve sordum:

“Selim, bu konuşmamızda, sana büyüklük tasladığımı, sana nasihat etmeye çalıştığımı hissettin mi?”

“Hayır!”

“Olanla ilgili olarak mı konuştuk, olması gereken üzerine mi?”

“Olanla ilgili olarak konuştuk.”

“Selim, seninle yeniden böyle sohbet etmek istesem, benimle konuşmak ister misin? Konuşmamızdan zevk aldın mı?”

“Yeniden konuşmak isterim; sohbetimizden zevk aldım.”

***

Sohbet özel türden bir konuşma, kendine özgü özellikleri olan bir söyleşidir.

Sohbet içinde olan iki insan o an için güç, onur ve değer yönünden eşittir ve olanı paylaşırlar; olması gereken üzerinde konuşmazlar.

Korku kültürünün olduğu yerde sohbete izin verilmez.

Türkiye’nin aydınlık geleceğinde anababaların çocuklarıyla sohbet içinde olmasını diliyorum.

Doğan Cüceloğlu (26.06.2011)

Alpha Khaki’ler yeni sezonda daha cesur, daha eğlenceli…

Dockers’ın yeni koleksiyonu, jean’in bitip khaki’nin başladığı noktada duran Dockers Alpha Khaki’lere geniş yer ayırıyor. Yeni koleksiyon, güçlü ve optimist duruşuyla mücadeleci erkeği hayatın her alanında destekliyor.

 

Khaki deyince ilk akla gelen marka olan Dockers’ın Sonbahar Kış 2012 Koleksiyonu, kentli erkeğin ihtiyacını karşılamak üzere tasarlanmış güçlü ve optimist çizgilerle sahip temel parçalardan oluşuyor. Dockers’ın yeni koleksiyonunda kentli ve maceracı ruhu; genç, fit ve trendy çizgilerle öne çıkan ve son derece popüler olan Dockers Alpha Khaki pantolon temsil ediyor. Dockers Alpha Khaki, slim fit kesimiyle erkekleri dinamik bir görünüme kavuştıruyor.

İçten gelen zerafet ETERNİTY

ETERNITY AQUA

İçten gelen zarafet, ETERNITY erkeğinin yenilenmiş yüzü,

Kendinden emin ve maskülen,

Özgüven ve varolan cazibe…

Koku

Kendinden Emin                          Sofistike                                      Rahat

ETERNITY AQUA, Okyanus ferahlığından, kendinden emin ve rahat bir adamın duruşundan esinlenildi.

ETERNITY AQUA, su notaları ile kalıcı bir izlenim bırakan, salatalık ve saf odunsuların karışımıyla ortaya çıkan aquatik odunsu bir koku. Kalp notası lavantanın zamansız zarafetini yansıtıyor ve sandal ağacının sıcaklığı ile cezbediyor.  Islanmış yeşil yapraklar aquatik derinlik kazandırıyor.

Tepe:                   Salatalık, Citrus Kokteyli, Su Lotusu,

Yeşil Yapraklar

Kalp:                     Sarı Erik, Lavanta, Beyaz Sedir Ağacı

Dip:                       Sandal Ağacı, Guaiac Ağacı, Paçuli, Musk

MODAYI TAKİP EDEN MODERN BABALAR İÇİN…

 

Sadece erkekler için aksesuvar üreten ilk İtalyan mücevher markası Baraka ile babanızın stilini tamamlayın.

BARAKA erkek mücevher ve aksesuvar koleksiyonları, İtalya’nın mücevherdeki tasarım, işçilik ve üstün kalitesini yansıtmaktadır. Altın ve pırlantanın; çelik, rubber deri veya seramik gibi farklı materyaller ile birlikte yorumlanması BARAKA’nın yıllardır fark yaratan başarısını ortaya koymaktadır. Mekanik ve teknik detay zenginliğine sahip yenilikçi ve maskülen tasarımlar, aksesuvara düşkün babaların birinci tercihi olmaya devam etmektedir. Eğer trendy ve stil sahibi bir babanız varsa, onu ancak BARAKA aksesuvarları mutlu edebilir.

Okumaya devam et